Golan Tepeleri – Batya Ruso Galanti

Geçtiğimiz Perşembe hiç durmayacakmış gibi yağan yağmurlarla, birden gecenin bir vakti oturduğum yazı masama geldi oğlum. Küçücük bir çocuğun ürkekliğiyle sordu; “Anne bu patlamalar nedir?”  Gal yağmur yağıyor ya. Gök gürültüleri işte!? Eminmisin?! Evet, korkma sen. Sadece yağmur yağıyor!!

Yılbaşı gecesi birlikte olduğumuz aile yemeğinde, “Şimşekler patlamaları andırıyordu!”dedi bir ara kuzenim. Gal demek haklıydı. Buralarda insanın kulağı bir süre sanra bombalara öyle bir alışıyor ki, şimşekler bile bir an insanı yanıltabiliyor. Çağrışım yapıyor insanın beyninde…. Geçen geceki yağmurda seri halde gelen şimşekler, sanki yeniden bir savaşın ortasındaymışız gibi bir his vermişti demek..

Ve Yılbaşının ertesi sabahının ilk saatlerinde,  insanlar daha yataklarından kalkmadan, bu defa  gerçekten iki büyük patlama duyuldu. İşte bu süprizdi. Rishon’da denize yakın evlerin camlarını titreten, kimi köpeklerin korkudan  yatakların altlarına sığınmak için koştukları bir sene başı hediyesiydi bu!!  Yeni Yıla Hamas’tan içten bir merhabaydı bu. Güzel dileklerle gönderilen iki “ROKET”

Bat Yam sahilleri açığına düşen roketler, Israel merkezindeki evleri sallamaya yeterken, Hamas’tan daha sonraki saatlerde, Mısır yoluyla bir açıklama geldi.

“Roketler hava şartlarının getirdiği koşullar yüzünden, rampalarından yanlışlıkla fırlamışlar!!”

Pek inandırıcı olmayan bu açıklamalar Hamas tarafından ilk kez ortaya atılan bahanelerden değil.

Hamas her defasında, Israel karşısında bir caydırıcılık politikası kurmak peşinde görünüyor. İlk zamanlar, Gazze çevresinde kurduğu korkutma politikasını, seneler içinde merkeze doğru genişletmeye devam etti.  Her defasında daha büyük bir alanı hedefleri altına sokarken, Israellileri bir roket mevzisi içinde yaşamaya alıştırıyor. Sonuçta, her defasında bu alan biraz daha genişliyor.

Gazze sınırlarındaki küçük yerleşim yerleriyle başlayan saldırılar Aşkalon ve daha sonra Aşdodl’a devam ettikten sonra,  bir adım ötede, Rişon Le Tsion ve Tel Aviv’e kadar  saldırılar genişledi. Sonra,  arada bir pardon (!)  yanlışlıkla oldu derken. bazen de, bu durum şöyle ya da böyle yaparsanız vururuza dönüştü..ve derken  koşullarımızı kabul etmezseniz Tel Aviv’i, ya da merkezi vururuz tehtidleri gittikçe sıklaştı.  Taşlarla başlayan, bıçaklarla, intihar bombacılarıyla  ve roketlerle devam eden bir hayatla yola devam.

Bir taraftan, Israel hapihanelerinde bulunan kimi teror suçu olan esirlerin devam ettirdikleri açlık grevi mi yoksa Filistin Özerk Bölgesi Başkanı Mahmud Abbas’la, Benny Gantz’in evinde yer alan görüşmesinin ardından, ona ve yeni Hükümete, buranın esas patronunun kim olduğu üzerine bir hatırlatma (?) mi acaba Hamas’ın rampalarından “yanlışlıkla” (!)  fırlayan bu son iki roket’in sebebi??

……………………………….

Geçtiğimiz hafta, Israel Hükümeti Golan tepelerini geliştirmek için yeni kaynak ayıracağını açıkladı.

Bütçeden 1 milyar şekel ayırarak bu  bölgeyi kalkındıracaklarını söyleyen Bennett, merkezden bu bölgeye göçü teşvik çerçevesinde kurulacak yeni yerleşimler dışında, yaratılacak daha fazla iş imkanları da bu yeri ilerletmek için atılacak adımlardan biri olacak diye ekledi. 

2019’da, Amerikan Başkanı Trump’ın Golan Tepelerini Israel’in Egemenliğindeki bir bölge olarak tanıdığını açıklamasının ardından ilk kez buralarda yeni yerleşim yerleri kurma planlarından bahseden hükümet toplantısının ardından dış basında, “Israel’in işgali altındaki (!) Golan’da, kuracağı yeni yerleşim yerleri…..” şeklinde çıkan başlıklar göze çarpıyordu.

Araplardan alarak el koyduğu topraklarda ” kolonialist politikalara” devam eden Israel…demeye gelen  başlıklar…..

İsrael işgali altındaki yerler..?!!! 

Siz bu bölgede esas nerelerde işgal var bilmiyorsunuz.  

Dünyanın gözünün görmediği işgal, Ortadoğunun tümüne yayılmış, radikal inançların, diktatörlüklerin, tek adam hükümetlerinin, terör gruplarının ve bağnazlığındır işgalidir. İnsanların yaşam haklarına bile el koyulan bu bölgede, nefes almanın bile zor olduğunun bilinmediği total bir işgaldir Ortadoğuda devam eden…

Aydınlık devletlerin (?) karanlık yönetimlere verdikleri destek ve işbirliğiyle, el ele giden kanun dışı rejimlerin egemenliğinde sömürülen halkların yaşadıkları hayat “esas işgaldir”.

Bölgede var olan bu işgali görmeyen Birleşmiş Milletlerin kararlarından etkilenen Batıdaki insana,  Israel-Suriye sınırında durup, buralarda olanlara sadece bir an için bakmalarını isterdim. Bir kez sınırda durup, karşı tarafta neler döndüğünü bir izleseler derdim.  Belki de farklı bir seyler keşfederlerdi? 

Hala yeterince objektif olabildiğinizi iddia ediyorlarsa?!

Düşündüğünüz, inandığınız ya da belki inandırıldığınız kimi gerçeklerin bir anda ters düz olabileceği fikrine kendinizi alıştırabilirmiydiniz onu bilemem.

Israel tarafından Suriye topraklarına çıplak gözle baktığınızda, karşı tarafta, her daim, bölge bölge dumanlar yükselir. Suriye tarafında bitmeyen savaşa, yıkıma, her an birilerini hedef alan patlamalara karşılık arka plandaki bağ ve bahçeler bir an bir ikilem yaratır. Sadece bir iki kilometre ötemizdeki insana verilen değerle, sınırın bizim tarafımızdaki insanın yaşama baktığı nokta birbirinden o kadar farklılıklar gösteriyor ki!! Biriyle diğeri arasında bambaşka bir dünya var. Sanki cennetle cehennem arasında çizilmiş bir çizgi üzerindeyken, iki taraf arasında kalmış gibisinizdir o an.  Bastığınız topraktaki sukunet, huzur size bir devamlılık hissi, bir hayat sözü verir. Bir nesilden diğerine devam eden bir yaşam,  bir güzelliktir bu. Ekili topraklardan yayılan mis gibi çiçek kokuları arasında sizi sarhoş eden bu yerden uzaklaşırken birden karşı tarafta hala devam eden savaşın izleriyle birlikte ölümü unutturmayan bu yerler aklınızı iyice karıştırabilir bir anda, 

Ve bu yüzden, Israel’in “işgali altında” (?!) Ramat Ha-Golan’da yaşayanlara buradaki özgürlüğün anlamını sormak gerekir. Bu kavramın esasen neleri ifade ettiğinin bir kez daha sorulması gerektiğini hatırlatabilirmiyiz acaba?

Savaş ve barutun darmadağan ettiği topraklara bakarken bile cevabın ne olduğu açıktır!!

Mesela, “İşgal topraklarındaki”, Golan Tepelerinde yaşayan  Dürzülere sorsak ne derler?  Yahudi yerleşimlerine bitişik toplam dört farklı köyde  yaşayan yaklaşık 26.000 dürzüye!!

Kimileri kendilerini kesinlikle Israelli olarak görmeseler de   ( ki bu da doğaldır )  burada sahip oldukları koşullarla, Suriye’de yaşayan kardeşlerinin geçirdikleri zulüm ve savaşın etkilerinin getirdiği yıkımlar. Ve kaybedilen çocukları, tecavüze uğrayan kadınları ve bir yığın başka zor şartlar mukayese edilemilir mi??!!

Seneler evvel, Boğaz turumda iki Dürzüyle tanışmıştım. Golan Tepelerinde oturduklarından bahsetmişlerdi.  Israel ordusunda askerlik yaptıklarını duyduğumda şaşırmıştım.  Hele seçimlerde sağ partiyi tercih ettiklerini söylediklerinde iyice affalamıştım. Dürzülerin hayat felsefelerini daha tanımıyordum o zamanlar. Bir İbrahim dini olan Dürzülük, İslam’dan kopmuş bir din. Ve Dürzüler öncelikle yaşadıkları topraklara sadakat duyan bir millet.

Onlar da. azınlık oldukları bu topraklarda,  Müslüman Araplar gibi, askerlikten muaf olmayı seçmek özgürlüğüne sahip olmalarına rağmen, çoğu askerlik yapmayı tercih ediyorlar. Üstelik bir çoğu komando eri olarak hizmet veriyor.

26.000 Dürzünün yaşadıkları köylere Israel Devletinin verdiği destek ve kalkındırma planlarının getirdigi olumlu sonuclardan biri Dürzü liselerinin Israel’de en iyi puanlarla üniversitelere kabul edilerek, eğitim alanında gösterdikleri başarılarıdır. 

Israel Hükümetlerinin bu bölgedeki eğitimi yükseltme çabalarının, ve öğretmen yetiştirmek ve eğitimi geliştirmek için ayrılan bütçenin bir meyvesi olan bu güzel sonuçlara karşılık, Suriye ve Lübnan’ın güneyinde yaşayan Dürzü çocuklara ve gençlere, o topraklarda kendilerine layik görülen yaşamı sormak gerekiyor.

Suriye’de yaşayan halklara verilen zaiyatın kesin sayısı bile bilinmezken, bugünlere dek bitmeyen çatışmaların ardından milyonlarca insanın evlerinden, yaşadıkları yerlerden sökülüp atıldıkları ve bu konuda Birleşmiş Milletlerin hiç bir şey yapmadığı biliniyor. 

Acımasız bir savaşın arkasından, öldürülen, kaçırılan, ailelerinden ve sevdiklerinden, yuvalarından koparılan çocukların yerlerini  alt üst eden zalim güçlere elinizdeki en startejik yeri teslim edermiydiniz siz?

Neyin karşılığında?

Bu insanların bize vaad edecekleri şey nedir?

Başka savaşlar? Başka ölümler?

Sınırlarımıza, evlerimize dayanacak zalimler?

Suriye’de, açıklanan resmi rakkamlar 600.000’den fazla insanın öldürüldüğünü gösterse de bu verilerin ipinin çoktan kaçtığını biliyoruz.

Bu savaş süresince,  Assad’ın kendi halkına karşı kullandığı kimyasal silahların yaktığı küçücük çocuklar, yok ettiği masumlar karşısında, kuvvetlerini kaybeden karşı güçlerin, kimi  İslamcı milislerin ellerinden çıkan bir diğer katliamları da göz ardı edebilirler mi buradakiler?

Ve tüm bunlarla beraber, Suriye’ye ve tüm bölgeye Şii İslam Hakimiyetini sokmaya çalışan İran’ın zehirli kollarını kim ister hemen yanı başında?

Kim arzu eder, Daaş ve Hizbullah gibi terör örgütlerinden sizi koruyan bir tepeyi iade etmeyi?

Çevresindeki düşmanlara karşı her daim kendini savunmak zorunda kalan bir ülkenin sınırlarını garantiye alan yerleri hangi ve nasıl bir barış karşılığı  geri vereceğini de söylesinler?

Bizi, bizden başka savunacak birileri var mı?

Bugün birbirlerinin boğazlarını kesen komşularımızın bizleri nasıl bir keyifle boğazlayacaklarını umursamayan dünyaya karşı kendi güvenliğini düşünmeye devam etmek zorundadır  bu ülke.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous post ANTİSEMİTİZM
Next post JNS: İstanbul’daki Hamas karargahı ‘yüzlerce terör saldırısını yönetti’